Böylesine büyük bir potansiyele sahip bir kentin, bugün hâlâ altyapı sorunlarıyla, trafik çilesiyle, çevre problemleriyle ve belediyecilik hizmetlerindeki yetersizlik tartışmalarıyla gündeme gelmesi hepimizi düşündürmelidir.
Bir şehir, sahip olduğu doğal güzelliklerle değil; nasıl yönetildiğiyle büyür.
İzmir ise uzun yıllardır yönetim anlayışını tartışıyor.
Yağmur yağdığında yollar göle dönüyorsa…
Vatandaş saatlerini trafikte geçiriyorsa…
Bazı bölgelerde altyapı sorunları günlük hayatı aksatıyorsa…
Körfez ve çevre temizliğiyle ilgili eleştiriler gündemden düşmüyorsa…
Burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Sorun gerçekten kaynak mı, yoksa yönetim anlayışı mı?
Belediyecilik; afiş asmak, slogan üretmek ya da sürekli mazeret sıralamak değildir.
Belediyecilik; vatandaşın evinden çıktığında güvenli yolda yürümesini sağlamak, altyapıyı güçlendirmek, ulaşımı kolaylaştırmak, çevreyi korumak ve yaşam kalitesini yükseltmektir.
İzmirliler artık günlük siyasi tartışmaların değil, günlük hayatlarını kolaylaştıracak hizmetlerin peşinde.
Çünkü vatandaşın gündemi çok nettir.
Evine zamanında ulaşmak…
Temiz sokaklarda yaşamak…
Sağlam altyapıya sahip olmak…
Yeşil alanlardan faydalanmak…
Çocuklarını güvenle parka götürebilmek…
İyi belediyecilik tam da budur.
Oysa bugün İzmir’de birçok vatandaşın ortak kanaati, belediyenin temel hizmet alanlarında beklenen performansı ortaya koyamadığı yönündedir. Bu eleştiriler sadece muhalefetin değil, farklı siyasi görüşlerden birçok İzmirlinin de dile getirdiği konular arasında yer alıyor.
Diğer taraftan merkezi idarenin son yıllarda İzmir’e kazandırdığı sağlık, ulaşım ve kamu yatırımları, şehrin gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Ancak yerel yönetimlerin sorumluluğundaki hizmetlerin de aynı kararlılık ve hızla yürütülmesi beklenmektedir. Şehrin gerçek anlamda gelişebilmesi için merkezi yatırımlarla yerel hizmetlerin birbirini tamamlaması gerekir.
İzmir artık “neden yapılamıyor?” sorusunun değil, “nasıl daha iyi yapılır?” anlayışının konuşulduğu bir şehir olmalıdır.
Bugün dünyanın gelişmiş şehirleri; akıllı ulaşımı, güçlü altyapısı, temiz çevresi, afetlere hazırlığı ve planlı kentleşmesiyle öne çıkıyor.
İzmir neden bunların arasında olmasın?
Neden her yağış sonrası aynı görüntüleri konuşalım?
Neden aynı trafik sorunlarını yıllarca yaşamaya devam edelim?
Neden gençler başka şehirlerde gelecek aramak zorunda kalsın?
İzmir’in potansiyeli tartışılmaz.
Eksik olan; bu potansiyeli hayata geçirecek güçlü belediyecilik vizyonudur.
Bu şehir siyasi çekişmelerle değil, ortak akılla yönetilmeyi hak ediyor.
İzmir’in enerjisi polemiklere değil, projelere harcanmalıdır.
Kaybedilen her yıl; yatırımın, istihdamın, yaşam kalitesinin ve geleceğin kaybıdır.
Artık bahanelerin değil, çözümlerin zamanı gelmiştir.
Çünkü İzmir, Türkiye’nin en güçlü şehirlerinden biri olabilecek bütün imkânlara sahiptir.
Geriye kalan tek şey, bu imkânları doğru planlayan, kaynakları etkin kullanan ve hizmeti merkeze alan bir yerel yönetim anlayışıdır.
İzmir’in kaybedecek bir beş yılı daha yok.
Bu güzel şehir; tartışmalarla değil hizmetle, mazeretlerle değil eserlerle, günü kurtaran değil geleceği inşa eden bir belediyecilik anlayışıyla anılmayı hak ediyor.
Ve unutulmamalıdır ki…
Şehirler seçim vaatleriyle değil, geride bırakılan eserlerle hatırlanır.